Çocuğumuzu Duyabilmek, Dinleyebilmek...

Diğer Yazılar

Aile Danışmanlığının Önemi
Depresyon Nedir?
Otizmli Çocuğa Sahip Ailelerin Yaşadıkları Kaygılar ve Aşamalar Nedir?
Çocuğunuzun Arkadaşlık İlişkilerindeki Rolü
Çocuklarda Yaratıcılığı Geliştiren Oyunlar
Rett Sendromu Belirtileri Nelerdir?
Empati Duygusu Nasıl Gelişir?
Down Sendromunda Eğitim Hakkı
İndigo Çocuk Nedir?
Atipik Otizm Nedir?
Çocuklarda Uyku Düzeni ve Uyku Bozuklarını Giderme Yolları
Sınav Kaygısı İle Başetmek Mümkün!
Stres İle Nasıl Başa Çıkarız?
Televizyon ve Bilgisayar Oyunlarının Çocuğun Gelişimine Etkileri
Çalışan Annelerimiz
Çalışmak, Çalışmak ve Verimli Ders Çalışmak
Tırnak Yeme Problemi
Çocuklarda Alt Islatma Problemi
Kardeş Kıskançlığı
Çocukları Okula Başlayan Ailelere Bazı Öneriler
Mutlu Çocuk
Yaygın Gelişimsel Bozukluk
Çocuklarda Kitap Okuma Alışkanlığı
Okula Uyum Süreci ve Okul Fobisi
Ergenlikte Öfke
Öfkemizi Nasıl Kontrol Edebiliriz?
2 Yaş Özel Bir Yaş
Çocuğum Okuma Yazma Becerisini Kazanmaya Hazır Mı ve Okul Olgunluğunu Kazanmış Mı?
Çocuklarda İzinsiz Alma Davranışını Önlemek İçin Neler Yapmalıyız?
Ailenin Önemi
Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Kaygı
7 - 11 Yaş Çocuğunun Özellikleri - Görülebilecek Davranış Problemleri
6 - 12 Yaş Döneminde İletişim
3 - 6 Yaş Çocuğu İle İletişim Kurma Becerisi
Boşanmaların Çocuk Üzerindeki Etkileri
Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkileri
Evlilikte Mutluluğu Bulabilir miyiz?

Bugün sizlere karşımızdaki kişiyi, özellikle de çocuğumuzu duyabilmeyi, ardından da dinlemeyi anlatmak istiyorum.

“Annem sürekli ders çalışmam gerektiğini söylüyor, ona yorgun olduğumu dinlenir dinlenmez derse başlayacağımı söylüyorum ama boşuna… Beni ders çalışmayan, sorumsuz biri olarak görüyor…” Gelin bu gence kulak verelim. Öncelikle onu duyabilmeliyiz. Genç aslında ders çalışmak ve sorumluluklarını yerine getirmek istiyor ancak son dönemlerde bu planlarına engel olan birtakım nedenler var, bu engelleri aştıktan sonra ders çalışmak için zaman ayıracağını belirtiyor. Anne babaları da duymamız gerek, onlar da çocuklarının iyiliğini istiyorlar, ders başarılarının iyi olmasını, iyi okullarda okumalarını, iyi bir mesleğe sahip olmalarını ve kendi hayatlarını bağımsız olarak sürdürmelerini istiyorlar. Anne ve babaların bu kaygıları bazen çocuklarını yeterince iyi duymalarına engel olabiliyor. Çocuklarımız bazen sadece anlaşılmak istiyorlar, çözüm önerisi, yardım değil de yalnızca onları birilerinin anladığını hissetmek istiyorlar.

Kendimizi düşünelim, bir derdimiz, bir sorunumuz olduğunda bu durumu ilk olarak kiminle paylaşırız? Neden o kişiye kendimizi ifade ederiz? Sorunlarımızı paylaşmayı istediğimiz kişi dinlerken neler yapar?

Tüm bu soruları düşündüğümüzde bizi dinlediğini beden duruşu ile bildiren, anlatırken gözlerimize bakan, bizi yargılamadan dinleyen, sakince ve sabırlı bir biçimde konuşmamızın bitmesini bekleyen kişilere kendimizi ifade ettiğimizi fark etmişizdir. Bazen de derdimizi anlattığımızda, ‘neden öyle yaptın, keşke şöyle yapsaydın, böyle bir şey yapmak doğru değil, senin gibi biri bunu yapmamalı, aman boş ver, dert etme geçip gider ne de olsa’ gibi ifadelerle de karşılaşabiliriz. Tüm bu yaklaşımlar ise yaşadıklarımızı anlatma istekliliğimizi, paylaşımlarımızı sınırlandırabilir.

Günlük yaşamımızda iletişimi engelleyici bazı ifadeler, söz kalıpları kullanırız. Gelin bunları birlikte inceleyelim.

İletişim sırasında karşımızdaki kişiye, çocuğumuza öğüt vermek, hemen çözüm getirmek iletişimi olumsuz yönde etkilemektedir. “Böyle yapma, şöyle yap, oturup ders çalışırsan daha iyi olur…” gibi ifadeler öğüt verir niteliktedir. Öğüt vermek kişide zorunluluk ve suçluluk duyguları uyandırır. İletişimin kesilmesine yol açar, konuşan kişiyi savunuculuğa iter. Çocuklarımızı gerçekten duymamızı engeller. Örneğin arkadaşı ile oynarken çatışma yaşayan çocuğumuza “Oyun oynarken eşyalarını paylaşmalısın, arkadaşınla güzel güzel oynamalısın, oyuncaklarını paylaşmazsan kimse seninle oynamaz.” gibi öğütler vermek çocuğun kendisini anlaşılmamış hissetmesine yol açar. Bu nedenle de verilen öğütler işe yaramaz.

“Bebek gibi davranıyorsun, temelin tekisin…” gibi ifadeler bir diğer iletişim engeli olan yargılayıcı ifadelerdir. “Sen zaten hiç odanı toplamazsın, hep kolaya kaçarsın, tembelin tekisin…” bu gibi yargılayıcı ifadelere maruz kalan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, çaresiz hissederler. Bir de bu sözleri çocuklar duyuyorsa, tüm söylenenleri gerçek olarak algılar ve çocuğun özgüveni ve başarısı olumsuz etkilenir. Ebeveynler olarak çocuklarımıza yargılayıcı davrandığımızda çocuklarımızı duyamayız, çocuklarımızı dinleyemeyiz.

Bir diğer iletişim engeli ise, soru sormak, araştırmak, aşırı biçimde incelemektir. Bu ifadeler iletişim engelidir çünkü önyargı ve eleştiriyi içinde barındırır. Sorulara cevap veren kişi kendisinin yargılandığını hisseder ve hemen savunmaya geçer. Aynı zamanda sorulara cevap verirken esas konuşulmak istenen konu kaçmış olur. Gelin birlikte aşağıda yer alan diyalogu inceleyelim.

Çocuk: Kardeşim ile oynamak istemiyorum, hep beni kızdırıyor.

Anne: Neden? Ne yaptı ki sana?

Çocuk: Elimdeki oyuncakları alıyor…

Anne: Elinde ne vardı?

Çocuk: Arabalarla oynuyordum, elimdekileri aldı, sonra boya kalemleri ile resim yapmaya başladım tekrar elimden almaya çalıştı. 

Anne: Neden verdin?

Çocuk: Ama anne, ben vermedim ki zorla elimden aldı.

Anne: Neden doğru dürüst oynamasını bilmiyorsun?

Bu iletişim biçiminde anne gerçekten çocuğunu duyuyor mu, dinliyor mu, anlıyor mu? Aşırı sorular soran anne çocuğun kendisini anlaşılmamış ve haksızlığa uğramış hissetmesine yol açmaktadır. Aslında anne çocuğu soruları ile yargılamaktadır. İletişimi engelleyici bir yaklaşım olduğunu unutmamak gerekir.

İletişim sırasında hemen teşhis, tanı koymak karşıdaki kişinin öncelikle sinirlenmesine yol açar. Kişi kendisini yanlış anlaşılmış hisseder, savunmaya geçer. “Gerçekte söylemek istediğin bu değil, neden böyle davrandığını biliyorum, ben seni çok iyi tanırım…” gibi ifadeler kişilerin kendilerini ifade etmesine izin vermez. Bu ifadeleri çocuklarımıza söylediğimizde ise çocuklarımız kendilerini etiketlenmiş hisseder, kendileri ile ilgili düşüncelerin değişmeyeceğine inanırlar ve çaresiz hissederler.

Bir diğer iletişim engeli ise teselli etmek, konuyu değiştirmektir. İlk olarak bakıldığında kulağa hoş gelmektedir. Teselli edilen kişilerin kendilerini anlaşılmış hissedebileceği düşünülmektedir. Ancak durum farklıdır. “Aldırma boş ver, düzelir canım, geçer geçer üzülme, bunu dert etme…” gibi ifadeler iletişim sırasında kullanıldığında sorun önemsiz gibi algılanabilir. Kişi geçiştirildiğini hisseder ve dinlenmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyar.

Tüm yukarıda anlattığımız iletişim biçimleri, sağlıklı iletişimi engelleyen ifadelerdir. Bu engeller aile içi iletişimi bozmaktadır. Eşimizi, çocuklarımızı, yakınlarımızı gerçekten duymamıza ve anlamamıza engel olmaktadır.

Gelin şimdi de iyi bir dinleyici olmanın özelliklerine bir göz atalım.

Konuşan kişinin gözlerine bakmak, sessiz bir şekilde karşımızdaki kişinin konuşmasını bitirmesini beklemek ilk adımlardır. Eğer çocuğumuzla konuşuyorsak, onunla göz göze gelebileceğimiz bir beden duruşu edinebilir, ellerinden tutup boyumuzu onun boyuna uygun hale getirebiliriz. Böyle olduğunda çocuğumuza “seni dinlemeye hazırım, seni yargılamadan, eleştirmeden dinleyeceğim” mesajını vermiş oluruz.

İletişim sırasında söylenenleri kısaca tekrar etmek ya da anladıklarımızı kendi ifadelerimizle anlatmak önemlidir. Böylece yanlış anlaşılmanın önüne geçilecektir. Kişi yanlış anlaşılma olduysa da bunu düzeltebilecektir. Örneğin, “fizik dersini anlamıyorum” diyen çocuğumuza “fizik dersinde zorlanıyorsun” gibi bir ifade kullandığımızda onun yaşadığını anlamış olur ve bunu ona fark ettiririz.

Söylenenleri tekrar etme ile konuşan kişi anlaşıldığını hissettiği, konuşmasına imkan tanındığı için güven duyar. Bu iletişim şeklinde soruna hemen çözüm getirilmediği için kişinin kendi sorununu fark etmesine ve kendi çözümünü bulmasına imkan tanınır.

Konuşan kişinin duygularını dile getirme iletişimi güçlendiren faktörlerdendir. “Fizik dersini anlamıyorum” diyen çocuğumuza, “fizik dersi sana zor geliyor ve bu nedenle üzülüyorsun” dediğimizde hem onun söylediklerini tekrar edip yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırıyoruz hem de bu durumdan dolayı duyduğu üzüntüyü kendisine fark ettiriyoruz. Kimi zaman sadece duygularımızı kabul etmek bazı sorunlarımızı çözmemize yardımcı olabilmektedir. “Selin bebeğimi aldı, geri vermiyor” diyen çocuğumuza, “Selin oyuncaklarını aldığında çok kızıyorsun” şeklindeki ifademiz çocuğumuzun bu duyguyla yüzleşmesine, duygusunu kabul etmesine yardımcı olacaktır.

Duyguların dile getirilmesi kişiyi rahatlatır, anlaşıldığını hisseder. Duygularının yoğunluğunu, kızgınlık gibi, kardeşine vurmak, tepinmek, bağırmak gibi, davranışlarına yansıtmamayı öğrenir. Duygularını doğru ifade etmeyi öğrenen çocuk, kendini ifade etmeyi, iletişim becerilerini de geliştirmeyi öğrenir.

Dinlemeye başladıkça iletişim engellerinin ortadan kalktığını, yapıcı ilişkiler geliştirmeye başladığımızı fark edeceğiz. Çocuğumuzu dinlemenin yararlarına kısaca bir göz atalım.

Çocuğumuza sessiz bir ortam yaratıp dinlediğimiz için, kendini ifade etmek isteyecek ve konuşma yeteneği artacaktır. Derdini saldırganlık, ağlamak, içine kapanmak gibi davranışlarla göstermek yerine sözle ifade etmeye başlar. Anlaşıldığını hisseden çocuk kendisini huzurlu ve rahat hisseder, kendine güveni artar, anne ile baba arasında yakınlık doğar. Çocuk anne babaya danışır ve diyalog kurar, söyledikleri dinlenen çocuk anne ve babasının sözünü dinlemeye başlar. Baktığımızda çocuklarımızı sadece dinlemeye başladığımızda, onların gelişimlerine çok önemli katkıda bulunduğumuzu hatırlamalıyız.

İyi bir dinleyici olmak için, dinlerken bedensel olarak dinleme durumuna girmek ve dikkatle dinlemek gerekir. “Hmmm, Evet, Anlıyorum”  gibi sözcüklerle konuşulanı takip ettiğinizi, söylenenleri duyduğunuzu belirtmeliyiz. Söylenenleri kendi anladığınız biçimde tekrar edip, konuşanın duygularını isimlendirmeliyiz. Soruna hemen çözüm getirmemeliyiz“Ne yapmayı düşünüyorsun?” diyerek çocuktan ilk çözümü beklemek onların problem çözme becerilerini geliştirmek açısından oldukça yararlı olacaktır.

Yaratıcı, özgüvenli, sadece akademik başarıya sahip değil, yaşam başarısına sahip, mutlu çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle…

 

Uzman Psikolog & Aile Danışmanı Gözde EMİK AKSOY